İş dünyasından Afrin operasyonuna tam destek

İş dünyasından Afrin operasyonuna tam destek

Ekonomi ve insan hayatın kaliteli bir şekilde sürdürülebilir olması için birliktedirler. “Ayağını yorganına göre uzat”, “damlaya damlaya göl olur” gibi atasözleri gösteriyor ki insan, ekonomiyi kendi elinde tutuyor. Birikim olarak ve kazanç olarak ekonomiyi ele aldığımızda hep aynı olgu karşımızda duruyor: ekonomi ve insan

Tanrı insanlara mutlu olacakları şeyler konusunda sınır tanımamıştır. Bazen açgözlü bazen de kanaatkâr şekilde insanı ekonomik güzergâhta görmek mümkündür. Gerçekten kaliteli bir yaşam için para, iyi bir hayat için ekonomik çarkları iyi bilmek ve ona göre hareket etmek gerekir. Evet, hoşumuza giden her şeyi alabiliriz ve buna kimse de mani olmaz. Ancak ihtiyaçları ve yarınları birlikte düşünüp ekonomi için önceliklerimizi belirlemek daha doğru olacaktır.

Para insan için vardır. İnsanın rahatı, alım gücüne de bağlıdır. Ekonomi ve insan eski çağlardan beri alış veriş için kullanılan meta ne olursa olsun birlikte düşünülmüştür. Ekonomiyi yaratan insan olduğu gibi, ekonomik yaşamayı da öğrenmesi gereken yine insandır. Gelir düzeyi ne olursa olsun, bir insan mutlaka kendini mutlu edebilecek şekilde yaşayabilir. Aslında mutluluğun ölçüsü kişinin ekonomik durumuna bağlı değil, hayatı nasıl yaşadığına bağlıdır.

Örneğin karın doyurmak bağlamında ekonomiyi ele alalım. Benim babam 5 çocuk okuttu. Bizim harcamalarımızı karşılamak onun hem en büyük sorumluluğu hem de en gerçekçi yeteneği idi. Bizler fastfoodlarla, karnımızı doyururken ve hatta akşamları yemeğe evde olmazken o uzun yollar teper ve çarşı pazarda açlığını simitle yâda çerezle geçiştirirdi. İnsan ve ekonomi denilince israfın kötülüğünü unutmamak gerekir.

Ergen insanların sorumlulukları arttıkça ekonomi ve insan değerlerinin birbirlerine olan mesafesi gittikçe kısalır ve araya faturalar, kira, taksitler, telefon borcu, elektrik, su gibi masraflar girer. Eline kalem kâğıt alıp bu ay kaç TL ile geçinmeliyim diyen kişi ekonomik olarak sorumluluk almış biridir. Bir şirketin gelir ve giderini, devlete olan borcunu, piyasaya olan ödemelerini bir arada düşünüp karlılığını da hesaba kattığımızda ekonomi ve insan bariz olarak birlikte düşünülür.

İnsan hayatını idame etmek için klasik olarak beslenmek zorundadır. Günümüzde “ekmek parası”, “ekmek aslanın ağzında” gibi terimlerden yola çıkarsak ekonomi, bir yandan da çalışma hayatını karşımıza çıkarıyor. Çoğu ülkede işsizlik en büyük problemdir. İnsanlar, ya kısa yoldan para kazanmak zorundalar ya da iyi bir gelir sahibi olmak zorunda. Ekonomik dengelerin altüst olduğu ülkelerde hırsızlık, yolsuzluk, para için adam öldürme, gasp, yağma gibi adi suçlar artmaktadır. Ekonomi ve insan birlikte ele alındığında gelir adaleti de karşımıza çıkıyor.

Çoğu insan, hele ki Türkiye vatandaşı olarak işsizliğin en kolay çözümü olarak 557’ ye tabi olmayı yani devlet memuru olmayı düşünüyor. 2023’lü yıllara yaklaştığımız bu süreçte devlet memuru olmak da bayağı zorlaşmıştır. Kişiler kendi kabiliyet ve tahsillerine göre işler yapmak istedikçe toplumda sıkıntılar oluşuyor. Örneğin inşaat mühendisliğini bitiren bir kişi ya devlet elinde mühendis olarak çalışmak yada iyi bir gelirle özelde bu işi yapmak istiyor hatta müteahhit olmak isteyenler çoğunlukta. Üniversite tahsilinin gereği olarak bir memur olabilmeyi hak olarak görüyoruz. Üniversite okumamızdaki amaç kültür sahibi olmak değil kesinlikle iş sahibi olmaktır. Gelin bu insanlara ticaret yapın deyin hadi. Sizce kolay mı? Bir üniversite mezununa limon sattırmak?

Ekonomi ve insan birlikte yaşıyor ama hep araları bozuk ve küsler. Neden mi? Çünkü sahip olduğumuz her şeyin fazlasını istemiyor muyuz? Elimizdeki hiç bir şey bize yetmiyor. Güzel yurdumun aziz insanları, eğer Tanrı bizi çöpten ekmek toplamak mecburiyetinde bırakmadıysa sayısız zenginliğe sahibiz demektir. İnsanın haline razı olmaması ve hep fazlasını istemesi hastalıktır ve huzursuzluktur. Bu hakkımızı aramayacağız demek manasında anlaşılmasın. Aslında ekonomi ve insan demek doymak için ve uyuyabileceği bir yere sığınmak için gayret etmektir. Evet, her gün kahvaltıda binbir çeşit nimet olmasa da bir bardak çay bir parça ekmek ve birkaç tane zeytinle mutlu olabilecek insanlar olabilmeliyiz. Çoğu zaman yokluğa bağışıklık kazanabilmeliyiz. Ekonomi ve insan gelecek için, an için ve kimseye muhtaç olmamak için birlikte hareket etmek zorundadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir